Siteyi en iyi şekilde kullanabilmek için " Google Chrome " tercihimizdir. Kullandığımız kodlar, gifler ve diğer görsel materyaller Explorer'i kasmaktadır. Bu nedenle en iyi, hızlı ve kesintisiz biçimde Chrome sağlamaktadır.

* Salvio Hexia RPG



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş
 

 #Ewie Xylia#

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ewie Xylia
Muggle* Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 1
Galleon : 3
Hogwarts'a Geliş Tarihi : 15/01/11

#Ewie Xylia# Empty
MesajKonu: #Ewie Xylia#   #Ewie Xylia# I_icon_minitimeC.tesi Ocak 15, 2011 2:21 pm

…Ani bir dürtüyle uyandığında hiçbir şeyin farkında değildi. Ne etrafın, ne olup bitenin ne de kendisinin… Hiçbir şey bilmiyordu, adını bile. Sanki sonsuz bir süreden beri uyuyordu. Tamamen kendisine geldiğinde yavaş yavaş etrafın farkına varmaya başladı. Sanki bir hiçliğin ortasında tek başınaydı. Ama burası neresiydi? Buraya nasıl gelmişti? Ve en önemli soru: O kimdi? Hiçbirini bilmiyordu… Oturup ne yapacağını düşünmeye başladı. Önce kim olduğunu bulmalıydı ama düşündükçe keskin bıçaklar zihnine saplanıyor dayanılmaz acılar veriyordu. Kısa yolu seçti ve kim olduğunu sorgulamayı sonraya bıraktı. Kendisine bir isim bulmalıydı. O sırada bomboş zihninde ufak bir anının kırıntılarını hissetti ve o anıyı düşünmeye başladı. Ama sadece tek hatırlayabildiği antik yunan tanrılarından Poseidon’a duyduğu inanılmaz sevgi ve saygı. Kendisine onun oğlunun adını vermeye karar verdi. Percys. Bunu hatırladığı an Poseidon hakkındaki tüm bildiklerini geri kazanmaya başlamıştı. Artık ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Zihnindeki anıların üzerine gitmeliydi. Ama nasıl? Zihninde soru işaretlerinden başka bir şey yoktu. Soruların aslında cevaplar olduğunu daha sonra öğrenecekti Percys.

…Bu hiçlik içinde artık kafayı yemek üzereydi. Saatten haberi yoktu. Kaç gün geçtiğini, ne kadar zamandır uyuduğunu , burada ne işi olduğunu,… Hiçbirini bilmiyordu! Artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti ama ne? Tam o anda o hiçliğin ardından bir mavilik gözükmeye başladı. Percys bu maviliği görür görmez zihni hareketlenmeye başladı. Zihni bu manzarayı tanıyordu. Bu… Bu… Gökyüzüydü! Evet! Percys bir şeyler hatırlamanın sevinciyle sarhoş olmuştu. Bütün karamsarlığı gitmişti sanki. Bu mavilik kurtulabileceğinin habercisiydi sanki. Bundan emindi. Neden bu kadar emin olduğunu kendiside bilmiyordu. Ama zihni bu aydınlıktan ayrılmaması gerektiğini bağırıyordu. Mavilik sanki bir yol şeklinde üstünde uzanıyordu. Sanki onu bir yere götürmek istiyordu. Percys hiç düşünmeden bu maviliği takip etmeye başladı. Işıktan bir yol açılmıştı önünde ve bu ışık her şeyden güçlü gözüküyordu. Peki, bu gücün kaynağı neydi? Hangi madde ya da varlık bu kadar parlak, güzel ve güçlü olabilirdi? Percys düşündükçe kendini keskin bıçakların verdiği acıya hazırlıyordu ama beklediği olmadı. Keskin bıçaklar yok olmuştu. Artık düşünerek gerçeğe ulaşabilirdi. Peki, gerçek neydi? Percys bütün bunları boş verip bir an önce bu ışıklı yolun onu götürmek istediği yere doğru hızlı adımlarla ilerledi. Yolun sonuna geldiğinde zihninin sınırlarını zorlayacak derecede güzellik ve parıltıya sahip büyük bir ihtişamla çağlayarak akan çağlayanı gördü. Ve o çağlayanın arkasındakileri…

Çağlayanın arkasında kocaman bir tünele giriş kapısı bulunuyordu. Kapıda çağlayan gibi çok güzel ve parlaktı. Percys hiç düşünmeden oraya doğru gitmeye başladı. Önüne çıkan engelleri kendisinin de şaşırdığı bir güçle aşıyordu. Artık bazı şeyleri sanırım anlamaya başlamıştı Percys. O ışıklı yol iyiliğin yoluydu… Ama neden o? Percys bile daha kendini tanımazken onun iyiliğin tarafında olduğuna kim karar vermişti? İşte o an suda kendi yansımasına baktı ve kendi yüzünden yayılan ışığı fark etti. Bu ışık… Percys çoğu şeyi hatırlamıştı artık. Kim olduğunu, bu ışığın nerden geldiğini,… Ama buraya nasıl ve neden geldiğini hala anlayamamıştı. Yoluna devam etmeye karar verdi. Artık kim olduğunu biliyordu. O iyiliğin koruyucusuydu ve Yin ve Yang’ın dengesinden sorumluydu. O Gaea’ydı. Ama hala neden burada olduğu tam bir muammaydı. O büyük tünele girerken de bunu düşünüyordu. Tünele ayak basar basmaz bir tuhaflık sezdi bir şeyler burada ters gidiyordu ama ne? Mağaranın derinliklerine indiğinde genç bir kız gördü. Kız ağlamaklı bir halde oturuyordu. Gaea’yı görünce sanki yüzyıldır onu bekliyormuş gibi ayağa fırladı. Artık ağlamaklı değildi. Gözleri gülmeye başlamıştı… Gaea’ya yaklaştı ve “Sonunda sana ulaşabildim. Nihayet çağrılarım cevap buldu. Ne kadar uzun zamandır seni bekliyordum. Bunu başarabileceğini bildiğim tek kişi sensin.” dedi. Gaea’nın kafası allak bullak olmuştu bu kız kimdi? Neden bahsediyordu? Burada ne olmuştu? Kız sanki aklından geçenleri okumuş gibi cevap verdi: “ Benim adım Carita(ay ışığı). Sen Gaea’sın. Bunu hissedebiliyorum. Ölümlü uykundan uyanman ve sorunların farkına varman bu kadar uzun sürmemeliydi. Sen yokken her şey değişti. Sorcha ve onun emrindekiler Yin ve Yang’ın dengesini bozdular. Erkek kardeşim Aurelie’i öldürdüler ve denge alt üst oldu. Koruyucu olmadığı için karşı çıkabilecek kimse yoktu. Bu zaman içerisinde sen neredeydin?”
Gaea bütün bu bilgileri kafasında düzene sokmaya çalışırken Carita sabırla bekledi. Gaea kendisine geldiğinde artık her şeyin farkındaydı kendisine ne olduğunun ve buraya nasıl geldiğinin. Carita’ya güvenebileceğini biliyordu ona anlatmaya başladı : “ Ben koruyuculuk görevimi yaparken tuhaf bir şey oldu. İçimden bir ses oradan kaçmam uzaklaşmam için yalvarıp duruyordu. Nedenini bilmiyordum ama artık öğrendim. Burada tüm bu olaylar olurken ben yeryüzündeydim. Ait olduğum yerde. Orada da bir denge kuruluydu ve ben orada ki dengeyi sağlamakla görevliydim. Uzun zaman boyunca her şey yolunda gitti. Fakat kısa zaman önce yeryüzünde Yang ağır basmaya başladı. Etrafa ölüm hakim oluyordu ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Çıldıracak dereceye geldiğimi hatırlıyorum ve bir ışığın tekrar bana doğru yaklaştığını… Gözlerimi açtığımda bir hiçliğin ortasındaydım. Kim olduğumu, nerede olduğumu, oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Sonra tuhaf bir şey oldu zihnimde küçük bir anı canlandı ve ona sıkı sıkıya tutundum. O tek gerçekliğimdi. Ve ardından ışıl ışıl mavilik geldi ve bir sürü olay ve hatırlamadan sonra buradayım. Şimdi vakit görevimi bitirme vaktidir. Yin ve Yang’ın dengesinin korunması için seçilen kişiye bir can hediye edilmiştir ve yeri geldiğinde o canı geri vermek zorundadır. Beni Aurelie’ye götür. Yang hayatta olmazsa denge asla sağlanamaz.” Carita Gaea’nın ne yapacağını anlamıştı. Gaea kendisine hediye edilen hayatı görevini tamamlamak için Aurelie’ye üfleyecekti. Denge yeniden kurulacak yeryüzünde ve gökyüzünde olaylar normale dönecekti. Aurelie’nin yanına vardıklarında Gaea’nın tek bir tereddüdü bile yoktu. Yapması gerekeni biliyordu. Bunun için yaşamıştı. Aurelie(Yang)’ye doğru eğildi ve kulağına Carita’nın duyamayacağı kadar alçak sesle bir şeyler fısıldadı. Dudaklarını araladı ve üfledi. Carita tekrar baktığında ışıklar içinde yerde yatan Gaea’yı ve yine ışıklar içinde olan kardeşi Aurelie’yi gördü. Her şey bitmişti. Yeni bir koruyucu atanacak ve zamanı geldiğinde aynı olaylar silsilesi tekrarlanacaktı… Yin ve Yang’ın dengesi koruyucular tarafından korunduğu sürece… Yani sonsuza dek…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jared Adrian Harvey
Ölüm Yiyen Lordu & Admin
Ölüm Yiyen Lordu & Admin
Jared Adrian Harvey

Mesaj Sayısı : 74
Galleon : 145
Hogwarts'a Geliş Tarihi : 18/12/10

#Ewie Xylia# Empty
MesajKonu: Geri: #Ewie Xylia#   #Ewie Xylia# I_icon_minitimeC.tesi Ocak 15, 2011 5:07 pm

75
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
#Ewie Xylia#
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Role Play Kartı Oluşturma :: Role Play Game Perdesi :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: